Şenol Güneş, ne zaman Saracoğlu’na gelse, kendince bir gündem yaratıyor.
Öyle bir gündem ki, içi dışa yansıtan, o an hangi görevde olduğunu, neye ya da kime hizmet ettiğini unutan, Fenerbahçe dendi mi geçmişten gelen, başarısızlıkların verdiği, hoşgörünün zerresi olmayan, kendi kendine doyum sağlama aracı olan, görüntüye yansıyan bir “tavır”…
Görüntüye yansıyan, sözgelimi, görev yaptığı takımın değil de, yetiştiği takımın renklerini taşıyan kravat takması.
Kravat, “en erkeksi giysi parçası sayılan”, Türkçe deyişle bir “donatımlık", Fransızca deyişle “aksesuar”dır.
(Kravatın dilimizde iki karşılığı var:
Boyunbağı, medeniyet yuları.
İlki tümden Türkçe sözcüklerden oluşuyor; ikincisi melez, ama anlam yüklü. Bu, “medeni" gözüken ama “medeniyet"ten nasibini almamış olanlara yakışır sadece.
İlk kravat takan padişahın, 1839-1861 yılları arasında yaşayan Sultan Abdülmecid olduğunu anımsatalım.)