4 Nisan 2015'ten 4 Nisan 2026'ya...
4 Nisan 2015'ten 4 Nisan 2026'ya...
Devlet Baba, babaların babasıdır. Böyle olunca da biçarenin, haksızlığa uğradığını düşüneni sığındığı limandır. Bu limanda devletin gücünü elinde tutana, “baba” diye sarılan çoktur. Çünkü ele sarılan, tarihten gelen bir alışkanlıkla, devletin “kötü”, “art niyetli” olamayacağını düşünür.
Devlet, yurttaşını ezmez; ezene de izin vermez!
Gerçekten böyle mi?
Dün de değildi, bugün de değil; gidiş o ki, yarın da olmayacak! “Baba”, ama “iki yüzlü” bir baba. Böyle olunca da “öz evlat”, “üvey evlat” çıkıyor karşımıza.
“Muamele”ler, Devlet Baba geleneğine hiç yakışmıyor.
Karşılaştırma yapmanın yolları bellidir.
Anlatıcı; benzerlik, karşıtlıklardan yararlanır ya da “ilişki kurma” yolunu seçer. Bunu yaparken de “mantıklı” olmak başta gelir. Yoksa karşılaştırma, öne çıkarılması gerekeni değil, geride kalanı kurtarma amacına yönelik olur.
“Doğal” ile “yapay”ı dengelemek, “koruma”, “kollama” amaçlıdır.
Örnek mi?
Bir futbol sitesinde, futbol söyleşileri havasında, fotoğraflarla süslenen iki cümle:
Fenerbahçe, “kolej arazisi”ni yüksek bir bedelle, 70 milyon TL’ye aldı.
Neyse, dalıp gitmeyelim, sorularla yola devam edelim.
Sorular bizden; yanıtlar, “Satış Şartnamesi”nden...
*****
“İhale”yi kazanmak yetiyor mu?
Yetmiyor, çünkü:
“İhale komisyonu, gerekçesini kararda belirtmek suretiyle ihaleyi yapıp yapmamakta serbesttir. Komisyonların ihaleyi yapmama kararına itiraz edilemez.” (Madde 6)
(Derinden bir ses gelir: “YGS’de şifre var”.
Ses, dalga dalga yayılır, yükselir, koro ...
Ayak sesleri...
Fonda ÖSYM yazısı...
Bir kürsü, üstünde mikrofonlar...)
ÖSYM BAŞKANI (Telaşlı, elleriyle bir şey arar, kâğıt hışırtıları, kameralara alışık olmadığı görülür, konuşurken önüne bakar):
Şifre yok, rahat olun!
(Su içer)
Adı çıkmışların yüzünden hakemlerimiz güvenilmezler listesinde başlarda.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, hakemleri yola getirmek için kanatlarının altına almış, onlara güvenini dile getirmişti:
”600 sene dünyayı yönetmiş milletin evlatlarıyız. Şimdi evlatlarımıza güvenmeyeceğiz de yabancıya mı güveneceğiz?"
Ama İbrahim Bey, gördü ki “hamasi” yaklaşım, “adil” olmayı sağlamıyor. Göz göre göre takım, futbolcu kayırmalar sürüp gidiyor. Hele VAR’ın var olması gereken yerde yok, yok olması gereken yerde var olması…
Teknik direktör, romancı gibidir. Romancı, kahramanlarını okurun karşısına nasıl çıkarırsa, o da, futbolcularını seyircinin karşısına öyle çıkarır. İkisinde de “en iyisi”ni sunma çabası vardır.
Roman okuru ile futbol seyircisi arasında da bir benzerlik vardır. İkisi de “katkıda bulunma”yı çok sever. Roman okuru, romancının gözden kaçırdığını sandıklarını kendine göre saptar, gönlünce yorumlar. Kimse tutamaz onu; çünkü romancının elinden çıkan roman, okurun malıdır artık.
(Bu yazı 29 Mayıs 2013'te yazıldı; milliyet.com.tr ve Milliyet Blog'da yayımlandı. İlkinde yok.)
“Trabzonspor başkanı konuşmaz icraat yapar.
Biz zamanında yeteri kadar konuştuk; artık
susma, icraat yapma zamanımız geldi.”
Sıranın “susma”ya, yani “icraat”a gelmiş olması, iki durumu anlatır:
Bugüne kadar çok konuştuk, bir şey elde edemedik.
Artık, boşa nefes tüketmeyecek, iş yapacağız.
Trabzonspor’un çiçeği burnunda başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun girişe aldığımız iki cümlesi, eski yönetime “ince” bir eleştiridir.
(Bu yazı, 06 Mart 2014'te milliyet.com.tr ve Milliyet Blog'da yayımlandı. İlkinde yok, ikincisinde var.)
(Bu yazıyı 17 Mart 2018’de oynanan Fenerbahçe - Galatasaray maçından sonraki günlerde yazdım; ama o zaman yayımlama gereğini duymadım.
2018’den 2024’e gelene kadar ne değişti, ne değişmedi?
Sorunun yanıtını yazıya dökmek yerine, yanıtı okurlara, “oy”u olanlara, dün ne düşündüğümü yansıtan bu yazıyı bırakıyorum.)
3 Temmuz, Şekip Mosturoğlu’nun deyişiyle FETÖ’nün başyapıtı değil miydi?
FETÖ, devlet gücünü kullanarak, devlet ve medya içinde bulduğu “eleman”ları aracılığıyla “hedef”e gitmiyor muydu?
Fenerbahçe içinde birileri,“akil adam” mertebesine ulaşmış gözüyle bakılanlar, bu gidişe destek vermiyor muydu?
Aynı kafada olan taraftarlar, koşullar/ ortam elvermediği için açıktan açığa değil de gizliden gizliye, fırsatı kollayıp, gönülden bağlı taraftarın duygularını istismar etmiyor muydu?
Yani?
Futbolda sahada alınan sonuçları öne çıkartarak, yönetime, teknik direktöre, futbolcuya okları yöneltmiyor muydu?
4 Nisan 2015'ten 4 Nisan 2024'e...